Kültürel Miras ve Korunmasındaki Şekilcilik

0
919

Kültürel miras insanlığın varoluşundan itibaren çeşitli etkileşimlerle gelişen ve bir milletin birlikteliğini güçlendirerek geleceğine yön veren somut ve soyut değerlerin tümünü ihtiva eder. Anıtsal ve sivil yapılar, tarihi kentler, arkeolojik alanlar bu mirası oluşturmakla birlikte; yaşayan sanat ve zanaatlar, toplumsal bellek, gelenekler, dini ritüeller, müzik, halk oyunları gibi değerler de kültür mirasını oluşturan soyut unsurlardır.

Kültürel mirasa daha büyük perspektiften bakıldığında aslında dünyanın ortak mirası sayılabilecek paydaşlıkların olduğu görülecektir. Türkiye’nin de imzaladığı Lahey Sözleşmesi’nde (UNESCO, 1954) ‘Her milletin dünya kültürüne kendinden bir şey katmış olduğu cihetle, hangi millete ait olursa olsun, kültür eserlerine karşı vaki olacak tecavüzlerin bütün insanlığın kültür memalekine karşı işlenmiş tecavüzler sayılacağı belirtilmiştir.
Kültürel mirasın unsurları geçmişle gelecek arasındaki köprünün mukavemetiyle, insanlara pek çok sorunun cevabını vermekte ve kan bağı olmadan gerçekleşmiş samimi bir birliktelik duygusu hissettirmektedir. İnsanın dünyaya bakışına derinlik katan, yaratıcı ve üretken bireylerin yetişmesinde ciddi bir öneme haiz olan bu mirasın korunmasında iştirakin, her bireyin sorumluluğunda olduğu kaçınılmazdır.

Kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılarak yaşatılması için gerek ülkemizin yasa ve yönetmeliklerinde gerekse, Dünya Miras Sözleşmesi gibi tarafı olduğumuz pek çok belge ve bildirgeler mevcuttur. Bu yasa ve sözleşmeler tabi ki mirasımızın korunması açısından son derece önem arz etmektedir. Ancak ‘şekilcilik’ diye tarif ettiğim yalnız kağıt üzerindeki herhangi bir formalite belgeymiş gibi, uygulamalarda gözetilmeyen ve insanlarda oluşan algı ile farklı maksatlar uyandıran bu anlayışın hepimize, yarınlarımıza, geleceğimize zararının olacağı acı bir gerçek olsa gerek. Kültürel mirasın korunması ve yaşatılması konularında 30-40 yıl öncesine nazaran ciddi mesafeler yol kat ettiğimiz bir gerçek olmakla birlikte uygulamalar da yaşanan sorunlardan bahsetmek istiyorum. Mesela İstanbul’daki Tarihi Yarımada’nın dahi 1993-95 yılları arasında tescillendiğini biliyor muydunuz? Vaziyetin vahametini anlatıyor olsa gerek bu durum. Çözüm odaklı olmamız şart lakin bazı sıkıntıları dillendirip eleştirmedikçe de düzenlemelerin yapılmadığını biliyoruz. Onun içim devam edelim. Harput’da bulunan türbelerin restorasyonu sırasında amaç kültürel mirasımızın parçası olan bu tarihi taşınmazları koruma altına almaktı, ancak gerçekleştirilen onarım uygulamalarında özgün olan mevcut taşlar sağlamlaştırılarak koruma altına alınması gerekirken, yerlerinden sökülerek yeni üretilen taşlarla kaplanmış, türbe mimarisine uygun olmayan sütunlarla giriş yapılmıştır.

Hatırlar mısınız? İlkokul yıllarında kalabalık guruplarla gerçekleştirilen müze ziyaretlerini. Evet, kırkar ellişer guruplar halinde çok kısa bir sürede müze gezileri düzenlenirdi ve maalesef bu uygulama bugünde aynı şekilde devam etmektedir. Şekilci buluyorum çünkü; tarih ve kültür mirası bilinci oluşmasına en müsait olan bu yaşlarda sadece yaptım, oldu, bitti mantığıyla uygulamalar gerçekleştirilmektedir.
Tarihi eserlere saygılı ve tarihi eser bilincine sahip bir insanda kültür mirasının korunması ve yaşatılması gerektiği bilinci de şüphesiz oluşacaktır. Bu bakımdan müzeler(gerek açık hava müzeleri gerekse diğer müzeler) projeler ile desteklenerek geziler yapılmalı küçük yaşlardaki çocuklara ellişer guruplar halinde sadece on-on beş dakika içerisinde müzenin tamamını gezdirmektense, bir günün tüm ders programlarını o ortamda işleyecek projeler ve müze çevresinde müzedeki eserlerin yapım teknikleriyle (mesela çömlek yapımı uygulamalı olarak öğrencilere yaptırılıp senin bu yaptığın seramiği Osmanlının ilk dönemlerinde de seramik ustaları yaparlardı, yahut bu eser orta tunç çağındaki sanatsal özellikler ile aynı denilebilecek çalışmalar öğrencilerin kendisiptırılarak) uygulamalı çalışmalar yapılmasına yönelik projeler gerçekleştirilmelidir.

Bunun yanında her hangi bir konu gençlere aktarılırken amacın sadece ileride hayata tutunmak için, maddi endişelerden dolayı bilinmesinin gerekliliğinden çok öğrenilmesinin amacının ve kazandıracaklarının doğru anlatılabilmesi önemlidir. Yani tarihi eserler neden var ki? Taştan metalden eski şeyler gibi düşünen gençlere bunların olmasının büyük medeniyet demek olduğu doğru bir biçimde aktarılabilmelidir. Örneğin napayım ben tarihteki ilk toplu iş sözleşmesi Kütahya da ki Fincancılar Anlaşmasıyla yapıldığını kanıtlayan belgenin müzede saklandığını? Diye düşünen bir gence bu belge ortaya çıkmadan evvel tarihteki ilk toplu iş sözleşmesinin 1815 de İngiltere’de yapıldığı dünyaya öğretiliyordu, ancak bu belge ile artık dünya Osmanlı Devleti döneminde Kütahya’da 1776’da yapıldığını bilecek ve öğretecek, gibisinden açıklamalar yapılmalıdır. Örnekler çoğaltılabilir, anlatmak istediğim konu bizde şekilcilik çok öndedir ancak projelerde uygulama şekli ve eğitim bu tarzda olursa gençlerde neden, niçin gibi soruların cevaplarını mantıkla giden yol ile bulacaktır ki bu çok büyük bir servet olsa gerek milletimiz için.

Kültür mirasının korunmasıyla ilgili bir başka meselede korumanın amacının ne olduğuyla ilgilidir. Sizce kültür mirası korunurken amaç turizm mi olmalıdır, yoksa turizm kültür mirasının korunmasını desteklemek için bir araç mı olmalıdır. Cevabının çok aşikar olduğunu biliyoruz. Avrupa’nın pek çok kentinde turizmden elde edilen gelirler ile kültür mirasının korunmasına olanak verecek ve yaşayan zanaatları, soyut mirası destekleyen projeler gerçekleşmektedir. 1975 yılında yayınlanan Amsterdam Bildirgesi’nin ‘Gelecek geçmişin yok edilmesi pahasına yaratılamaz’ sözü aslında ana ilke olarak ele alınsa pek çok sorun giderilmiş olacaktır.