Sen O Genç Değilsin

0
1100

Bir Gen’ç ölüyor.
Yok etti edecek bu yara, bu ağrı…
Sen söyle Azizim! Bu çığlıklar nereden geliyor?
Geçmişimize kurduğumuz imparatorluktan kim bizi devirmek istiyor?
Giden gelmiyor anladık, peki neden ötelerden bakıp hiç gülmüyor?
Neden Azizim! Geleceklerimiz neden bizi hiç duymuyor?
Hangi anne, Allah yolunda oğlunu kurban etmiyor?
Yoksa artık çocukları sokaklar mı doğuruyor?
Kulakların Ezanını susturup, kalplerin salâsını kimler okuyor?
Kaç öksüz çocuk gökyüzüne bakıyor?
Kaç çift nurlu göz, kirli vitrinlerin ışıkları arasında sönüyor.
Ayak üstü pazarlanan kalpler, hangi batı kasap çengelinde satılıyor?
Yoksa, yoksa Azizim! Bu topraklarda o Gen’ç doğarken, yürekleri mi Çin’den geliyor?
Korkma Gencim! Yürü sen.
Söyle, hangi kaldırımlar inkar edebilir ki Bismillah diyerek atacağın adımları?
Söyle, hangi hainler Lâ diyen sesleri kesebilir ki şehadet parmaklarından?
Duy, duy ki Allah Azze ve Celle:
‘’Kulnâ lâ tehafinne-ke ente el âlâ’’ diye seslendi(as) Musa’ya…
‘’Korkma! Üstün gelecek olan sensin’’ dedi.
Hadi Aziz Gencim, sende iman et bu sese?
Sahipsiz değiliz, Allah bizimle beraber oluyorken,
Seni alıkoyan şey ne?
“Beni görmedikleri halde bana inanan kardeşlerimi görmeyi çok isterdim”
demişken Rahmet Peygamberi…
Seni bu şahitlikten uzaklaştıran ne?
Bir Safa’dan, bir Merve’den İsmail (as) bakıyor, neden yüzünü yüzümüzden kaçırıyor?
Hangi Dede torunundan uzaklaşmak ister ki Cennet’e yalın ayak?
Şimdi kim bir susuz yürekten bir susuz yüreğe koşturacak?
Dur dur diyecek ve şifanın adı zemzem olacak?
Kızgın bir sahrada teslim olmak veya olmamak.
Sen de söyle Azizim! Hangi baba artık Yakub’uhatra katacak,
Hangi kervan sırtında muştu ile yola çıkacak?
İlla gözlerinden Yusuf’lar mı düşecek? Kardeşler mi yoksa kurtlar mı yalan söyleyecek?
Bu şeytanın kaçıncı kana bulayacağı gömlek?
Hadi Gencim! Kalk artık bu ağır uykudan. Az daha uyanık yaşa, sonumuz ölüm nasılsa.
Denizlerin hüznünden geçelim, düşsek de çöllerdeki bu kuyulara, yedi iklim ile dört kıtaya,
yürüyelim tüm zorluklarla. Umutsuzluk mu? Sakın ha! Gün ola hayr ola.
Kim bilir, hani o gönüllerdeki Mısır’a Sultan belki yine bu kuyularda.
Gencim! O gün gelir de ‘’bastığın yerleri toprak diyerek’’ geçersen,
Garbın kollarıdır seni bağrına basacak, düşüreceği alçak kuyuyu da kazarak?
Bir kızıl vicdanlı senaristtir yazar, yönetmeni de siyah beyazı çeker.
Bu film namerdin filmi fazla söze ne hacet, bilki yer değiştirmiştir kefereler.
Farklı şehirlerin, tanıdık meydanlarına yine kurulur dar ağaç ve iskemlesi.
Şimdi sen söyle Aziz Şehrim! Bu kaçıncı gayrı meşru gençlik cinayetleri?
Kaçıncısı olacak bu soysuzluğun gişesi?Bir şehir düşün ki
kendisinden evvel sahiplerini sessiz sedasız öldüren…
Herkesin kardeş olduğu bu şehirde, omuzlardaki kimin cenazesi?
Kendine gel, kendine gel ve bu sese kulak ver artık Aziz Gencim.
Bu şehirdeki bütün çıkmaz ve kirli sokakları,
kendi boş gürültüsünden başka bir şeyi duymak istemeyen, k
albi ölmüş alçaklara bırakalım. Bu şehirdeki bütün aydınlık ve temiz mescitleri,
bize sessizliğinde huzur verecek başka bir şey aramak istemeyen,
kalbi Hû! diyen asil gençlere bırakalım.
Biz kim miyiz? Bizler, gökten inen ile yerde bitenin şükredenler,
Bizler, kalbi yağmurda kalmış Aziz şehrin sakinleriyiz.
Bizler ateşler çoğaldı diye İbrahim olmaktan vazgeçmeyenler,
Bizler Rahmet Peygamberi’ nin ümmeti, Nuh’un askerleriyiz.
Tufandan kurtulacak muştusu ile gemiler yapmaya devam eden
O Aziz Gen’ç’leriz. Hadi gemiler yapmaya devam, Ya Allah aşkına…

Yazan: Ferhat Kerem Çiçek